Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
 
Mar
06
    
hayley-1980 | 06 Mart 2008 18:09 | 0 fav | etiket:  

Rusyanın Asya'da kalan kısmında hala günümüze kadar buzun içinde bütün şekilde muhafaza edilmiş mamut bedenleri bulunmaktadır. Bu mamut cesetleri hep etrafında bulunan buzun erimeye başlaması ile kilometrelerce uzaklara kadar yayılan çürüme kokuları sayesinde bulunmuşlardır. Bu binyıl kadar buzun içinde muhafaza edilmiş bedenler buzun dışında kaldıklarında çürüyerek ve leş yiyicilere yem olarak bir kaç hafta içerisinde yok olur. Sibirya'da doğaya bağlı yaşam şekli sürdüren Dolganlar ve Yakutlar gibi bazı Türk halkları'nda mamutların yeraltı aleminde yaşayıp Erlik Han'a hizmetçilik ettikleri anlatılır. Yeraltı aleminin efendisi Erlik Han mamutları ceza olarak yeraltına almıştır. Eğer mamutlar oradan kaçıp yeryüzüne çıkmaya çalışırlarsa derhal buz kesilip ölürler. Sibirya'nın doğal yerlileri Tundra ikliminin binyıldır çözülmemiş toprağından dışarıya dikilir şekilde buldukları bu garip dev hayvanların dişleri ile çadırlarını süslemiş, postlarını ısınmak için kullanmış ve hatta donmuş etini eritip yemişlerdir. Günümüze kadar Dolganlarda hala mamutların fildişi ile yapılmış ev eşyaları ve süsler bulmak mümkündür. Bugün Dolganlar mamut bedenleri bulduklarında bunu bilimcilere bildirip mamut araştırmacılığına katkıda bulunmaktadırlar



 
Mar
05
    
hayley-1980 | 05 Mart 2008 21:26 | 0 fav | etiket:  



 
Mar
05
    
hayley-1980 | 05 Mart 2008 00:02 | 0 fav | etiket:  

30 yaşın altında 30 milyoner. Dolar milyoneri. Aslında bir kısmını biliyoruz. Facebook, Youtube, Wordpress... İşte bu firmaların çıkışını sağlayan kişiler. Paraya para demiyorlar artık. Ve yaşları 30 bile değil. İçlerinde 17 yaşında olan bile var. Müthişşş.. Arkadaşlar sizde iyi bir proje çıkarın sizde milyoner olun. Ne dersiniz? Türkiye' den internet milyoneri çıkar mı? (more...)



 
Mar
04
    

Dünyanın en zengin insanı ve Microsoft'un sahibi Bill Gates 2006 yılı Ocak ayında Türkiye'ye geldiğinde bir gazeteci kendisine, "Siz Microsoft olarak CIA'ye bilgi veriyor musunuz?" diye sormuştu. Bu şok soru üzerine salonda kısa bir sessizlik oldu ve herkes verilecek cevaba odaklandı. Bill Gates'in cevabı ise sadece gülmek oldu. Herkes bu tebessümle cevabını almıştı.

Kısacası 10 bilgisayarın 8'inde Windows var. CIA bu yolla dünyadaki bilgisayarların büyük bölümünün içindeki bilgileri tarayabiliyor. Kaldı ki yapmaları değil, yapmamaları anormal olurdu. Bilgiyi kontrol eden, dünyayı kontrol eder. Durum bu kadar net...

Facebook'la ilgili 3 aydır bir yazı kaleme almak istiyordum. Fakat ülke gündemindeki hızlı dalgalanmalar sürekli ertelememe neden oldu. Baktım ki gündem yoğunluğu sürekli ertelettiriyor, bir önceki yazımın sonunda kendimi bir bakıma bağlamak için bugün bu konuya temas edeceğimi yazmıştım. Önce Facebook hakkında malumatı olmayanlar için kısa bir bilgi verelim, ardından uyarımızı yapalım.

Facebook nedir?

Facebook, üyelerin fotoğraflarının ve şahsi bilgilerinin yer aldığı bir arkadaşlık ve sosyalleşme sitesi. Birbirini tanıyan kişiler burada "arkadaş'' olabiliyor. Sitenin birçok kişide "bağımlılık'' yaratmasının nedeni ise statü ihtiyacı olarak açıklanıyor. Uzmanlar, arkadaş sahibi olmanın 21'inci yüzyılın statü sembolü haline geldiğini, Facebook'un da bunu bir çeşit sağladığını söylüyorlar.

Yılsonunda 60 milyon üyeye ulaşması beklenen Facebook daha şimdiden en büyük fotoğraf ve haber sitesi olma yolunda. Her ay 4 milyon üye ekleniyor. Ayda 600 milyondan fazla arama yapılıyor. Toplam 30 milyar sayfaya bakılıyor. Günde 9 milyon fotoğraf ekleniyor. Siteye daha şimdiden 1.8 milyar fotoğraf eklendi. Üstelik kısa sürede dünyanın en çok ziyaret edilen 7'nci sitesi haline geldi. Facebook'ta 500 bini aşkın grup bulunuyor. Facebook'un en büyük kullanıcı grubu 17-25 yaş arası kızlar (yüzde 69). Üyeleri hakkında her gün 300 milyon bilgi notu güncelleyen Facebook, dünyanın en büyük kişisel haber sitesi.

Meğer Facebook, ‘Sexbook' olmuş!

Milliyet gazetesi konuyla ilgili bir haberinde; "Peki bu ‘sevgi yumağının' altında yatan şey, sadece vefa ve dostluk duyguları mı? Hayır. Facebook'un en büyük vaatlerinden biri de seks. Hem bir olasılık olarak hem de düpedüz... Grup seks partilerinden, sapkın fantezilere sizin için facebook'un karanlık dehlizlerinde casusluk yaptık! Facebook çapkınlarının izini sürmeye başladık. Ve tam anlamıyla bir şok yaşadık. Şok yaşadık çünkü biz safça, buranın bir sosyalleşme ortamı, bir sevgi yumağı olduğunu düşünüyorduk. Hiç de öyle değilmiş: Meğer Facebook, ‘Sexbook' olmuş! Facebook'ta tanışalım, messenger'de kaynaşalım, sonra telefonlarımızı alalım ve buluşalım" şeklinde başlayıp ilerliyor işler..." değerlendirmesine yer vermiş.

Evlilik sonrası edindikleri soyadları nedeniyle Facebook üzerinden eski arkadaşlarına ulaşamayan kadınlar, bu durumun önüne geçmek için kullanıcı bilgilerini güncelleyerek kızlık soyadlarını girmeye başlamış. Bunun ne tür sakıncalar doğurduğu da hemen anlaşılmış. Her konuda olduğu gibi evli kadınlar Facebook'un ezilen kanadında çoktan yerlerini almışlar.

Giderek artan uyarılar...

İngiliz askeri yetkilileri, kişisel bilgilerini Facebook'a koymamaları konusunda tüm orduya bir uyarıda bulundu. O kadar ki, Kraliyet Askerleri'ne bağlı 888 askerin isminin Facebook'ta bulunması, kişisel bilgilerin terör örgütlerinin eline geçebileceği endişesini doğurmuş. Uyarıda, "Facebook, MySpace ve Friends ReUnited" adlı siteleri kullanan askerlerin risk altında olabilecekleri kaydedilmiş.

Facebook, 6 Kasım'da yayınladığı bir ilanla 50 milyondan fazla üyesinin özel bilgilerini para karşılığı reklâm şirketleriyle paylaşabileceğini duyurdu. Özel hayatın korunması ile ilgili tartışmalara yol açan Facebook'un bu kararı, ABD ve Avrupa ülkelerinde tartışmalara yol açtı. Fransa'da Facebook aleyhine soruşturma açılması bekleniyor.

Yine İngiltere'de bir hükümet araştırmasında, İngiltere'de bu sitelerin üyesi olan 10.8 milyon kişiden dörtte birinin 'profillerinde' doğum tarihleri veya iletişim adresleri gibi önemli bilgilerini açıkladıkları, girilen bilgilerin, suç işlemek amacıyla kullanılmaya oldukça elverişli olduğu ortaya çıktı.

Her bilgi değerlidir...

Türkiye'de de son dönemde büyük ilgi çeken site, üyelerinin cinsiyeti, yaşı, cinsel tercihi, siyasi ve dinî görüşü, eğitim durumu ve çalıştığı işyerleri başta olmak üzere çok sayıda bilgiyi kaydediyor. Facebook'a üye olan internet kullanıcılarının bu bilgileri vermeme hakkı bulunsa da, üyelerin büyük çoğunluğu özel hayatına ilişkin birçok bilgiyi yakın arkadaşlarıyla paylaşmak amacıyla profiline koyuyor.

Gelelim konunun püf noktasına.

Geçtiğimiz günlerde Zaman'da bir haber vardı. Oyakbank'ın 2,7 milyar dolara Hollandalı ING'ye satılması ilginç bir tartışma başlatmış. Askerlere ait bilgilerin de bu satışla el değiştirmesi sıkıntı oluşturmuş. Yani siz özel bilgilerinizi aslında kime vermiştiniz, bu satışla kimlerin eline geçecek meselesi.

Yukarıda da aktardığımız gibi, sanal arkadaşlık sitesi Facebook, üyelerine ait kişisel bilgileri reklâm şirketlerine satacağını çoktan açıkladı bile. E, ne demiş atalarımız; Kendi düşen ağlamaz.

Bu tür büyük iletişim organizasyonlarını geyik olsun diye el altından boşuna desteklemiyor ülkeler. Gizli servis elemanları artık oturdukları yerden kalkmadan, kahvelerini içerek seyrediyorlar bizzat kendilerini fişleyen insanları. Daha şimdiden 60 Milyon kişi gönüllü olarak kendisini bu yolla ihbar etmiş oluyor. Hele bu bilgiler art niyetli insanların eline geçmişse, her biri açık birer hedef haline gelmiş oluyor.

Tüm dünyada büyük bir hızla büyüyen Facebook, Türkiye'de adeta çılgınlığa döndü. Sadece ülkemizden kullanıcı sayısı 1 milyona ulaştı. Facebook yetkilileri, Türkiye'nin en aktif ülkelerin başında geldiğini açıklıyorlar. Türkiye'de en çok ziyaret edilen ikinci site haline gelen Facebook'a 3 hafta içinde 500 bin kişi üye olmuş.

Öneriler...

Biliyorsunuz; Size gelen e-mailleri veya cep mesajlarını silseniz bile, sadece sizin ekranınızdan silinmiş oluyor. Cep hizmetini hangi GSM operatöründen, e-mail veya msn hesabınızı hangi uzantılı adresten almışsanız, yazdığınız çizdiğiniz her şey bu hizmeti aldığınız kurumlarda birer data (veri) olarak kayıtlı kalıyor. Yani sizin bu bilgileri silmiş olmanız ve ulaşamamanız, başkalarının ulaşamaması anlamına gelmiyor. Gerektiğinde hepsinin önünüze konulması an meselesi. Hrant Dink'le ilgili klibi YouTube atan şahsı nasıl da elle koymuş gibi buldular, aynen öyle.

Önerilerimize gelince...

Facebook denen bu sitede ve benzerlerinde politik görüş veya hissiyatlarınızı kesinlikle paylaşmayınız. Her türlü sitenin ardında konuşlanan gizli eller, sizin her türlü eğilimlerinizi, arkadaş, akraba bağlantılarınızı, resim ve videolarınızı, neye kızıp neye kızmadığınızı, okulunuzu, şakalarınızı, size takılan lakapları, sosyal çevrenizi, zaaflarınızı, ömrünüzün hangi döneminde vaktinizi ne zaman nerde geçirdiğinizi, kısacası her şeyinizi öğrenmiş oluyorlar. Bir gizli servis elemanının sizin hakkınızda yıllarca çalışarak elde edemeyeceği bilgileri bu yolla kendi elinizle sunmuş oluyorsunuz.

Kredi Kartlarıyla ilgili her türlü işleminiz ABD merkezli uluslar arası veri bankası aracılığıyla zaten kayıt altında tutuluyor. Hesap hareketliliğiniz, bütçesiz, çapınız, ev ve işyeri adresi gibi bilgileriniz zaten veri bankasında bulunuyor. Bunlara bir de kendi elinizle arkadaş, dost, çevre, etnik durum, köken, dini-politik inançlarınız, belli konulardaki düşüncelerinizi girdiğinizde, gönüllü olarak kendinizi bir bakıma ihbar etmiş oluyorsunuz.

Diyeceksiniz ki, zaten her şey ortada değil mi? İyi ortada da, bırakın herkes işini yaparken biraz çalışsın, zorlansın. Böyle keklik gibi ortaya çıkmak ve avlanmak da biraz racona ters olmuyor mu?

Baksanıza, Türkiye kendi başına bela olan terörle mücadele konusunda gerekli olan istihbarat konusunda bile ABD'den yardım istemek zorunda kaldı. ABD nerden temin ediyor bu bilgileri. Önümüze sunduğu iletişim imkânlarıyla ve bunları kontrol ederek.

Bu yazının yazılma amacı şudur; Eğer hakkımızda illa ki birilerinin bilgi sahibi olması gerekiyorsa, kendi devletimiz olsun. Bir ülkenin kendi vatandaşları hakkında başka ülkelerden istihbarat desteği alması ve hele vatandaşların da bu bilgileri birer keklik gibi kendi elleriyle girerek başkalarına vermesi biraz tuhaf kaçıyor ve gurura dokunuyor.

Bilmem anlatabildim mi?


11 Kasım 2007 Pazar

Facebook Çin'e mi giriyor?

Facebook Çin'e mi giriyor?
Alınan bilgiye göre hafta başında Facebook Zhanzuo'ya ortak olmak için 85 ile 100 milyon dolar civarında bir teklif verdi. İddiaya göre MySpace'in Çin versiyonunu yayına alması ile rekabette geri düşmemek için dünyanın ikinci en büyük Internet pazarı olan Çin'e girmeyi kafasına koyan Facebook, bu pazara kolay yoldan egemen olmak için Zhanzuo'yu satın almak istiyor.

Uluslarası pazarlara açılma stratejisini gizlemeyen Facebook Londra'da Avrupa ve Asya bölgesine hizmet verecek bir ofis açma niyetinde olduğunu belirtmişti.

04 Kasım 2007 Pazar

Facebook Türkiye'de şişirildi mi?

Facebook Türkiye'de şişirildi mi?
Aşağıda Reklamcılıkta Google ve Facebook Karşılaştırmasını yapan bir haber var. İnsanın aklına ister istemez Facebook konusunda bir kampanya mı yapıldı sorusu akla geliyor. Öyle ya Türkiye'de Facebook kullanıcı sayısı birden 500,000'leri aştı.

Habere bakalım..
Cuddly girişimcisi Jason Calacinis'in
Facebook uygulama geliştiricilerine verdiği konferansta söylediklerine göre Facebook, reklamcılıkta asla Google'a erişemez. Facebook Uygulamalarının paraya dönüştürülmesiyle ilgili bir Facebook uygulama geliştiricinin sorusu üzerine, Calacinis şu ifadeyi kullanmış: 'Facebook ain't never gonna be Google, paisano'. Yani, Facebook asla Google paisano olmayacak. Calacinis'e göre reklamcılıkta en berbat yer Chat uygulamaları (Msn chat içindeki reklamlara kaç kişi tıklıyor dersiniz?) ikincisi ise Facebook.

Facebook Zararları: Facebook Bağımlılık Yapıyor

Facebook Zararları: Facebook Bağımlılık Yapıyor
İnterneti bilinçsiz kullanan kişilerin saatlerce bilgisayar başında kaldıklarını biliyoruz. Bu artık tıpta bile yer yerini aldı (bknz
internet bağımlılığı). Çocuklardan biliyorum: hergün saatlerce Facebook başından kalkmadan kullanabiliyorlar.

Aslında Facebook'un kullanım amacı belli:
Facebook sitesindeki tarife göre Facebook; insanları arkadaşlarına, çalışan, eğitim gören ve yaşadıkları ortamda yer alan diğerlerine bağlayan sosyal bir araçtır. İnsanlar, Facebook'u kullanarak arkadaşlarına iletişim sağlayabilir, sınırsız miktarda fotoğraf yükleyebilir, link ve videoları paylaşabilir ve tanıştıkları insanlar hakkında daha fazla bilgi alabilirler. (Kaynak:
Facebook Türkçe Tanıtımı)

Facebook ile yapılabilenlerin hemen hepsini açtığınız ücretsiz bir blog, msn veya benzeri uygulamaları kullanarak gerçekleştirebiliyorsunuz. Facebook uygulaması sizi her bakımdan kendine bağlıyor. Örneğin, size birisi mesaj gönderse email hesabınıza Facebook'ta mesajınız var diyor. Size mesajın kopyasını vermiyor. Birisi sizi grubuna davet etse Facebook'tan falanca sizi grubuna davet etti diyor. Eğer çok kullanıcılı gruplara üyeyseniz kartopu misali artık iş dayanılmaz hal alıyor. İş amacından sapıyor bir başka internet bağımlılığı halini alıyor.



 
Mar
04
    
hayley-1980 | 04 Mart 2008 23:55 | 0 fav | etiket:  
 

Ağırlıklı olarak Doğu'daki komando birliklerinde görev yapan askerlerin uzun yıllardır piyade silahı olarak kullanılan G-3 otomatik silahlarının yerine HK-33 adlı yeni bir tür otomatik silah kullandıkları gözleniyor.

Önceki gün Hakkâri Yüksekova'da yapılan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında koruma görevi alan komandoların elindeki HK-3'ler G-3'e oranla modern ve yeni görünümleriyle dikkat çekti. Konuştuğumuz askerler HK-33'leri "Öldürmez ama süründürür" diye nitelendiriyor.

1986'da Almanlar tarafından G-3'lerin daha ileri ve modernize edilmiş bir modeli olarak seri üretimlerine geçilen bu silahların en önemli özelliği hayati organlara isabet etmedikten sonra öldürmekten çok yaralaması.

Zaten HK-33'le ilgili olarak savunma içerikli internet sitelerinde de yaralama amaçlı olduğu bilgisi düşülmüş. Bundaki amaç ise kısaca şöyle anlatılıyor. Bir çatışma anında kimse o an ölen birinin cesedini oradan almak için uğraşmaz. Ancak, yaralanan birini kurtarmak zorunludur. En az iki asker onu çatışma alanından çekmek için uğraşmak zorunda kalır. Bu arada yaralanan kişi bağırıp çağıracağından çevresindeki insanların moralini de bozabilir. Böylece bir kişiyi yaralamakla en azından iki kişiyi daha bir süreliğine de olsa saf dışı edip düşmanın gücü zayıflatılır.

MKE, LİSANSLI ÜRETİYOR
HK-33'ler atası sayılabilecek olan G-3'lere göre daha hafif, daha uzun menzilli ve isabet oranı daha yüksek bir silah olarak niteleniyor. Ayrıca şarjörü 20 mermi alan G-3'lerin tersine şarjörü 30 mermi alıyor. Artık fiziki ömürleri tamamlanmak üzere olan G-3'lerin yerine uzun yıllardır yeni bir piyade tüfeği arayan Türkiye şimdilik HK-33'lerde karar kılmış görünüyor. Makine Kimya Endüstürisi Kurumu (MKEK) tarafından lisanslı olarak üretilen HK-33'ler şimdilik komando birliklerine dağıtılmış. Ancak, birkaç yıl içinde bütün askerlerce kullanılmaya başlanacak. Buna karşın savunma çevrelerinde daha çok yaralama amaçlı olarak tasarlanan HK-33'lerin yerine daha etkili piyade tüfeklerinin kullanılmasını isteyen görüşler de bulunmuyor değil.



 
Mar
04
    
hayley-1980 | 04 Mart 2008 23:53 | 0 fav | etiket:  
Irak'a yönelik saldırıda son teknoloji silahlarını kullanacak olan ABD, bilgisayarın ve internetin de nimetlerinden faydalanacak. 'Taktik Internet' adı verilen ve ordu dilinde FBCB2 olarak adlandırılan bu sistem tanklarda, zırhlı araçlarda ve helikopterlerde kullanılabilecek. ABD askerleri dokunmatik renkli ekranda düşmanın konumunu öğrenecek, mayınları hatasız tespit edebilecek ve güvenli bölge hakkında bilgi edinecek. Kimyasal veya biyolojik bir saldırıda bombanın düştüğü yeri ve yayıldığı bölgenin çapını öğrenecek.

e-mail'le yardım çağrısı

ABD'de yayımlanan TIME Dergisi'nin haberine göre, asker olası bir saldırıda önündeki bilgisayara dokunarak komutanına e-mail gönderecek, koordinatları alacak ve bölgeye takviye gönderilmesini sağlayacak. Tehlikeyi bildiren askerin e-mail'i aynı anda General Tommy Franks'in bilgisayarında da görülecek. Uydulardan alınan GPS bilgisi cephedeki askerlere aktarılacak. Sistemi eleştirenler ise fazla bilginin askeri felç edeceğini savunuyor.


 
Mar
04
    
Canon'un dünyanın en güçlü kamerası olarak tanıttığı yeni DVD kamerası DC50, 5.39 megapiksel CCD ile geliştirilmiş DIGIC DV II görüntü işlemcisinin güçlerini birleştiriyor.
 Bu güce, asıl olarak HD kameralar için geliştirilen Süper Seri Optik Görüntü Sabitleyici (OIS) özellikli lens ve Türkçe menü eklendiğinde, Canon'un iddiası bizim anlayacağımız şekle bürünüyor.

RGB ana renk filtresi ile renk kalitesini üst düzeyde tutan yeni DC50, gerçek 16:9 geniş ekran çekim özelliklerini taşıyor. Bu, farklı boyutta çekim yapan CCD'den crop etmek yerine CCD'nin gücünün tam olarak görüntüye yansıtılması anlamına geliyor.

2.7 inç LCD ekranı ile çekilen görüntüyü rahatça izlemeyi sağlayan DC50,10x optik zoom lensi yakınlaştırma konusunda soruna yer bırakmıyor. Optik zoom, 200x dijital zoom ile destekleniyor. OIS özelliği ise, nefes almadan kaynaklanan vücut hareketlerini bile tespit ederek mükemmel görüntü kalitesini ulaşmayı sağlıyor.


 
Mar
04
    
hayley-1980 | 04 Mart 2008 23:44 | 0 fav | etiket:  
36 ülkeden 2 binden fazla fizikçi eylülde evrenin sırlarını çözmek için yüzyılın deneyini yapacak. Deneye Türkiye'den de üç ayrı ekip katılacak

01/01/2007 (6974 kişi okudu)

BAHAR ÇUHADAR (Arşivi)

İSTANBUL - Merkezi İsviçre'de bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) 36 ülke ve 2 binden fazla fizikçinin katılımıyla tarihin en büyük fizik deneyini gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Yerin 100 metre altında gerçekleştirilecek olan zamanın en büyük fizik deneyinde Türkiye de üç ayrı ekiple yer alıyor. Bilim dünyasının 10 yıldan fazla bir süredir hazırlandığı ve yarım milyar İsviçre Frangı'na (580 milyon YTL) mal olan deneyin temel amacı maddeyi oluşturan parçacıkları inceleyerek, evrenin işleyişi hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak. Türk bilim insanları Compact Muon Solenoid (CMS) isimli projenin, doğanın şifresini deşifre edeceği yorumunu yapıyor. İnsanlık adına, evrenin oluşumu, işleyişi ve geleceği adına büyük keşifler yapacak olan deneye Türkiye'den Çukurova Üniversitesi, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi fizik bölümlerinden öğretim görevlileri ve doktora öğrencileri katılıyor.

Evrenin oluşumu gözlenecek
Deneyin önümüzdeki eylül ayında gerçekleştirilmesi planlanıyor. İsviçre'de bulunan CERN laboratuvarında inşa edilen Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) isimli parçacık hızlandırıcısında, atom çekirdeğinde bulunan proton adlı parçacıklar çok yüksek enerjiyle çarpıştırılacak. Şimdiye kadar inşa edilen en büyük ve en yüksek enerjili parçacık hızlandırıcı olan LHC'deki çarpışma sonucunda ortaya çıkacak parçacıkların evrenin işleyişindeki rolleri incelenecek. LHC'de protonlar tünelin çevresine yerleştirilmiş yaklaşık 10 bin adet dev süper iletken mıknatıs tarafından yönlendirilecek. Böylece zıt yönlerde dönen iki proton ışını üretilecek. Bilim dünyası çarpışmalar sonunda şimdiye kadar keşfedilmemiş yeni parçacıkların açığa çıkmasını bekliyor.
Deney, evreni her şeyiyle başlatan 'büyük patlama'dan (Big Bang) sonra ortaya çıkan büyük enerji yoğunluğunu tekrar yaratarak parçacıkların tekrar ortaya çıkmasını sağlayacak. Böylece fizik modellerinin temelini oluşturan ve maddeye kütle özelliğini veren 'Higgs' parçacığı da tekrar ortaya çıkarılıp gözlemlenebilecek.



 
Mar
04
    
hayley-1980 | 04 Mart 2008 23:39 | 0 fav | etiket:  
Kayıp Kıta MU-1

60 milyon nüfuslu Mu kıtasının batışı

Vallahi size nasıl diyeyim, bu da bir çeşit Atlantis işte... Şu farkla ki, bu Mu dünyanın öbür ucunda, yani Atlantik Okyanusu'nda değil de, Pasifik Okyanusu'nda! Bir batık kıta... Kıta boyutlarında kocaman bir ada... Bir ucundan bir ucuna dokuz bin kilometre!.. Çağlar öncesi sulara gömülmüş

Mu kıtasının varlığını ilk ortaya atan, James Churchward adında bir İngiliz araştırmacıdır. Konu da taa 1868 yılına dayanıyor, yani İngiltere'de Kraliçe Victoria, bizde de Sultan Abdülaziz devri.

Bu adam Hindistan'da albaymış, İngiliz sömürge ordusunda. Böyle konulara da bencileyin pek meraklı. Günün birinde, bir Budist rahibiyle tanışıyor. Hoş beşten sonra rahip ona, 'yabancı, seni pek sevdim, büyük bir sır vereceğim' diyor ve bir tapınağın gizli mahzenlerinde bulunan taş tabletlerden, bu tabletlerin üzerindeki garip yazılardan söz ediyor, getirip gösteriyor, üstelik okumasını da öğretiyor!

Gel de, kral Asurbanipal'i hatırlama! O da kazılar sonucu Ninova sarayının kitaplığında bulunan kil tabletlerde şöyle diyordu: 'Ben o kadar bilgili bir adamım ki, tufan öncesinden kalma tuhaf yazıları bile okuyabilirim!'

İyi de, nerede o yazılar?

Churchward 'bende' diyor. Rahibin Churchward'a gösterdiği taş tabletlerde de, bir görüşe göre yirmi beş bin yıl, başka bir yoruma göre on iki bin yıl kadar önce sulara gömülmüş büyük bir kıtadan ve büyük bir uygarlıktan söz ediliyormuş. Adı, Mu...

Albay Churchward o kadar seviniyor ve heyecanlanıyor ki, oturup bir kitap yazmaya koyuluyor: Atlantis orada değil, burada! Gerçek cennet bahçesini buldum, insanlığın kökünü keşfettim!

Benim bilebildiğim kadarıyla üç kitabı var, bunlar da dilimize çevirildi üstelik: 'Kayıp Kıta Mu', 'Batık Kıta Mu'nun Çocukları', ve de 'Mu'nun Kutsal Simgeleri'. Asıllarını söylersek, The Lost Continent of Mu, The Children of Mu, bir de The Sacred Symbols of Mu.

İlginç.

İlginç olmasına ilginç de, bazı tuhaflıklar da yok değil olayda.

DİLLERİ VAR BİZİM DİLE...

Yahu biz aslında bu kıtanın adını duymuştuk, fakat azıcık daha değişikti, 'Lemuria' şeklinde... Hatta bu isim de, oralarda yaşayan özel bir maymunun adından kinaye değil miydi?

Jeoloji bilimi 'olabilir' diyor, öyle birkaç bin yıl değil de birkaç milyon yıl önce, bütün bu adalar birbirlerine bitişik bulunmuş, sonra Wegener'in 'kıta kaymaları' teorisine uygun şekilde kayarak birbirlerinden uzaklaşmış olabilirler, ya da aralarına su yürümüş de tepeler adalara dönüşmüş olabilir... O maymun türü de Malezya, Burma, Hindistan üzerinden batıya ilerlemiş olabilir, mümkündür...

Fakat bu kadar eski çağlarda ileri bir uygarlık? Orada hele bir dur da soluklan.

Albay Churchward, hiçbir eserinde kendisine bu sırrı veren rahibin adını açıklamıyor, çok ketum davranıyor. Neden? Bir tek kitabının sonsözünde 'Şiri rahibi' demiş ama bu bir isim değil, bir sıfat.

Okudum dediği ve kitaplarında bazı örneklerini de verdiği Mu yazıtlarında da (ki bunlara 'Naacaal' tabletleri ve diline de 'Naga' tabir ediyor, Naacaal diye de Mu'nun gezgin dinadamlarına denirmiş), yazı mazı yok, en azından alfabetik yazı yok, hiyeroglife de benzemiyor bunlar, yalnızca birtakım şekiller.

Şekiller de birtakım 'harcıalem' şekiller, hemen her uygarlıkta karşımıza çıkacak çember, dikdörtgen, ortası delikli kare, suyu hatırlatır dalgalı çizgiler, spiral, falan filan.

Üstelik albay bu çözdüğünü ileri sürdüğü dilin özelliklerini belirtmemiş, bir 'morfolojisini', sentaksını gramerini falan çıkarmamış, Mısır hiyerogliflerini çözen Champollion gibi bir çalışma yapmamış, yapmış olsa bile hiç anlatmıyor.

Lakin, eski Mısır uygarlığında 'Ankh' okunan kulplu haçın gövdesi, Hazret-i İsa'nın gerildiği çarmıhın da simgesi olduğu söylenen, sonraları 'Tau' harfine dönüşecek T de var bu şekiller arasında, bildiğimiz ıstavrozun ilk şekli...

Daha da ilginci, kanguru var, kanguru! Yalnızca ve yalnızca Avustralya'da yaşayan bu sevimli hayvancığı, Hintliler ve tabletleri asıl çaldıkları ülke olduğu söylenen Burma'nın yerli halkı nereden bilebilir, arada eskiden bir 'kara köprüsü' bulunmasa?

Demek ki bulanık ve kuşkulu da olsa bir duman tütüyor, öyleyse ateş de olabilir yani...

Hadi size bir bilmece de benden: 'Ti', Sumer dilinde kalay demek. 'Ti-an-a-ku' da, kalay çıkarılan yer anlamına geliyor... Fakat dünyanın öbür ucunda, And Dağları'nın tepesinde bulunan ve İnka uygarlığından çok çok daha eskilere dayandığı bilinen şehir kalıntısının adı da, oranın dilinde, Tiahuanaco! Ve de kalay madenleriyle meşhur.

Arada bir şekilde bir bağlantı olmasa, binlerce yıl önce aynı cümle Saddam Hüseyin'in memleketiyle General Pinochet'nin memleketinde nasıl olur da aynı anlama gelebilir? Çık bakalım içinden.

KO'NUN BACISI MO

Daha sonra bizim albay büsbütün tozutuyor.

Bu Mu kıtası tektanrılı bir dine inanırmış ve günümüzün bütün dinleri de oradan çıkmışlar. Bir de 'reenkarnasyona' yani yeniden doğuşa inanıyorlarmış tabii, o olmazsa hiç tadı kalmaz.

Nüfusu toplam 64 milyon kişiymiş.

Bu Mu kıtasının hükümdarı, Ra-Mu adında bir zatmış.

(Awaramuu, nıı nınınım... Al sana bu da Hintçe. Raj Kapoor söylüyordu.)

Eski Mısır'a 'gönderme' mi yapıyor, belli değil. Üstelik Ra, birçok yarı aydın yarı cahilin sandığı gibi, Mısır'ın en önemli, en büyük tanrısı değil ki! Acaba albay, on dokuzuncu yüzyılın bu konulara meraklı ortalama okuyucusunu mu gıdıklamaya çalışıyor?

Buranın bir de prensi varmış, adı Ko.

Bunun bir de kızkardeşi varmış, prenses, adı Mo. Bir de küçük erkek kardeşleri var, adı Ka.

Gel de gülme... Albay bizimle kafa mı buluyor? Acaba bunlar çocukça palavralar mı, yoksa hemen bütün Uzakdoğu dillerinin, bu arada elbette Çince'nin de atası olan 'tek heceli' özel bir dille mi karşı karşıyayız?

Hani tıpkı, Arapça ve İbranice'nin ortak atası olan eski Sami kavminin dili Akadça gibi?

Peki, bu tabletlerde gözlenen bazı işaretlerin, hem Pakistan'da İndüs vadisinde kullanılmış (ve henüz okunamamış) yazıyla hem de okyanusun taa öbür ucunda, hani şu garip heykelleriyle ünlü Paskalya adasında bulunmuş tabletlerdeki gene henüz okunamayan yazıyla benzerlik göstermeleri rastlantı olabilir mi?

Elbette 'swastika' da var, Hitler'in sahip çıktığı eski Hint simgesi, gamalı haç...

İyi ama bu prensler prensesler krallar falan, biraz fazla 'bizim bildiğimiz ortaçağ' kokmuyor mu? Yani koskoca Mu uygarlığı daha başka türlü yönetilmek gerekmez miydi, demokrasi falan yok muydu hiç? Yoksa, yeniyetmelere yönelik 'ışın kılıcı kullanarak uçan şövalyeler' falan gibi, bilimkurgu edebiyatının bir alt türünü teşkil eden bir 'heroic space fantasy' ürünüyle mi karşı karşıyayız?

MAYALARIN ATASI BİLE MU UYGARLIĞI ÇIKIYOR

BEN çözemedim: Albay büyük ve önemli bir gerçeğe ulaşmış da bize gıdım gıdım mı anlatıyor, yoksa sezgiyle birtakım ipuçları yakalamış da bunların üzerine çokça 'uçmuş' mu? İşte burada gerçek bir arkeolog, albayın da yakın arkadaşı olan William Niven devreye giriyor. Ama doğudan değil uzak batıdan, taa Meksika'dan. Niven, benzer birtakım tabletleri Meksika'da bulmuş! Hem bunlarda, hem de Maya uygarlığından sömürgeci İspanyol vahşetine rağmen günümüze kalabilmiş çok az sayıda elyazmasında (ünlü Codex Troano ve Codex Cortesianus), bir Mu kıtasından, bir Mu uygarlığından sözedildiğini görüyoruz. Ünlü maya tapınağı Uxmal'ın da bu Mu anısına yapılmış olduğu ileri sürülüyor. Yani, Maya'nın da atası Mu çıkıyor. Üstelik, bu mitologyada iki erkek kardeş dövüşüyorlar, kötü adam Ka, esas çocuk Ko'yu öldürüp parçalıyor, kızkardeşleri Mo da bu parçaları toplayıp biraraya getiriyor ve canlandırıyor... Bu, eski Mısır'ın bildiğimiz İsis-Osiris ve Seth efsanesi yahu! (Masonlara sorun, size bütün ayrıntılarıyla anlatsınlar, onlar iyi bilirler bu öyküyü... Efsanede Ko'nun penisiyle ilgili gelişmeler de vardır ama localarda çömezlere öğretilir mi bilemem! Sonuçta İsis, Osiris'in şeyinden Horus'u doğurur...) Mısır'a ilk gidip yerleşenler de, yıkımdan kurtulan Mu halkıymış, biz Atlantisliler diye duymuştuk.

Kayıp kıta Mu hakkında bu söylenenler doğru olabilir mi? Eh, akla yakın. Gerçekten de, haritaya şöyle bir bakın, orada birçok irili ada (Japonya, Hawaii, Filipinler, Java, Sumatra, Borneo, Papua-Yeni Gine falan, hatta Avustralya), binlerce ve binlerce de ufaklı ada... Sanki bunlar eskiden bir bütünmüş de, 'aralarını su basmış' gibi durmuyorlar mı? Eee, acaba bunlar da, Anadolu'da hemen her gölün dibinde göründüğü sanılan birtakım kalıntılar gibi 'söylence' unsurları mı? Yani 'eskiden burada bir köy varmış, halkı çok günah işlemiş, Cenab-ı Allah da onları çarpmış, hepsini sulara gömmüş, bak bak, gölün dibinde caminin minaresini göreceksin' düzeyinde saftirik bir palavra mı? Yoksa bunun 'bilimsel' bir dayanağı olabilir mi? Peki bu kıtada ille de bir uygarlık olmuş olması mı gerekiyor? Bizimkinden daha ileri bir uygarlık, ha? Ay gene uzaylılar falan mı karışacak yoksa işin içine? Önce bir bakalım kim keşfetmiş, ya da kim yumurtlamış bu Mu meselesini...

YARIN:ATATÜRK, 1930'LARDA DAHA KİMSENİN MU'DAN HABERİ YOKKEN AZTEK VE MAYA DİLİNDE KİTAP GETİRTİP TERCÜME ETTİRDİ



 
Mar
04
    
hayley-1980 | 04 Mart 2008 23:35 | 0 fav | etiket:  
BATIK KITA MU' NUN SAKİNLERİ ANTAKYA'NIN
  İLK ZİYARETÇİLERİ MİYDİLER ?  
        Tarih, geçmişin olaylarını eldeki kaynak sayılan malzeme ve dokümanları kronolojik sırayla tutarlılıkla irdeleyerek inceleyen, neticelerini, neden ve niçin leri ile ortaya koymaya, açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Tarihçi, topladığı bilgi ve belgeleri eksik dahi olsalar bir puzzle ın parçaları gibi akıl yürütme yolu ile birleştiren, yeniden kurgulayan kişidir. Bütün bu çalışmaları yaparken, arkeoloji, bibliyoğrafya, kronoloji, paleografi, mühürbilim, yazıtbilim, soybilim, antropoloji, sosyoloji ve ekonomiden faydalanır.
 
         19. yüzyılda gerçekleşen bilimsel, belgesel tarihçilik devrimine rağmen, bir tarihçi ne kadar titiz olursa olsun içinde yaşadığı toplumun parçasıdır. Bu da geçmişi algılayışını belirleyen belki de en önemli faktördür. Bilgi ve belgeleri seçmesinde, konuyu tanımlamasında, vardığı neticede hep parçası olduğu toplumun izlerini ÖZ BENİN de taşır, taşıyabilir. Belki de bu, tarihi TEK YORUM, TEK SENTEZ dayatmacılığından koruyan ve tarihçileri doğruyu bulmaya yönelten bilimsel evrensel bir emniyet sübabıdır. Hangi konumda olursa olsun İNSANIN / İNSANLARIN doğup büyüdüğü, geçmişten geleceğe bağlandıkları topraklarının, belki de şuuraltındaki meşru müdafaalarıdır. Bu bakımdan tarihçi bütün teknolojik gelişmelere rağmen SÜBJEKTİFTİR. Bu yazının sahibi tarihçi, antropolog, arkeolog değildir. BİR İNSAN olarak önce kendi ÖZ BENİni geliştirmek arzusu ile okumaya, öğrenmeye önem vermektedir.
 
         Burada anlatılanların hayal mahsulü olduğunu düşünenler olabilir. Yazının sonuna konacak kaynakçalara bakıldığında, OKUYUCU  merak eder kaynaklara başvurur, olayları kendince irdelerse hayal ile gerçeğin ne kadar  ince bir çizgide seyrettiğini hissedecektir. Daha da önemlisi  ATATÜRK'Ü, ONUN BİTTİ DENİLEN BİR İMPARATORLUKtan NASIL BİR HALK, BİR MİLLET YARATTIĞINI  yalnız ASKERİ DEHASI ile değil, aslında bir an denebilecek zaman aralıklarında GELECEK için, BİZLER için araştırıp sentezlediği belgelerde, ANITKABİR'de bulabilecektir. Tabiidir ki  nihai yorum ve sentez her bir  okuyucunun  BENİNde kendince özümsenecek, şekillenecektir.
 
 
        Dünyaya gözümüzü açtığımız andan kısa bir süre sonra algılamaya başladığımız ilk seslerle birlikte, hani kendimizi en güvende hissettiğimizde uyumaya çalışırken anlatılan geçmiş zaman hikayeleri var ya... Bir zamanlar Pasifik Okyanusunda, Amerika ile Asya arasında, merkezi ekvatorun biraz güneyinde MU ülkesi denen bir kıtanın varlığından bahseder kitaplar. Ama bu bir geçmiş zaman hikayesi değildir. Bu, İNSAN denilen üstün varlığın yeryüzünde gelişerek devam edecek sonu bilinmez hikayesinin başladığı yerdir!